1960'larda New York'ta doğan Minimalizm, 'az çoktur' ilkesiyle sanatı en saf haline indirgemek istedi. Donald Judd'ın endüstriyel kutuları, Dan Flavin'in neon ışıkları, Carl Andre'nin metal karolar ve Agnes Martin'in ince çizgileri, kişisel ifadeyi reddederek nesnelliği aradılar. Geometrik formlar, tekrar ve seri üretim teknikleriyle, sanatı duygusallıktan arındırıp seyircinin fiziksel deneyimine odaklandılar. Minimalistler 'ne görüyorsanız odur' diyerek metafor ve sembolizmi reddettiler. Bu radikal sadelik, mimarlıktan moda tasarıma kadar geniş bir alana yayılarak modern estetiğin temel taşlarından biri oldu.