1840'larda Fransa'da doğan Realizm, sanatın günlük yaşamı olduğu gibi yansıtması gerektiğini savundu. Gustave Courbet öncülüğünde gelişen akım, aristokrasinin idealleştirilmiş dünyasından çıkıp çalışan sınıfı, köylüleri ve sıradan insanları tuvallerine taşıdı. Jean-François Millet'nin tarlalarda çalışan kadınları, Honoré Daumier'nin şehir yaşamından kesitleri, sanatın toplumsal gerçekliği belgeleme gücünü ortaya koydu. Realizm, modern sanatın kapılarını açarak fotoğrafçılığın yükselişiyle de paralel gelişti ve sanatçıları stüdyolarından dışarı çıkardı.