New York'un nabzını tutan, Amerika'nın yaşayan sanatının kalbi: Whitney Müzesi. 1930'da heykeltraş ve sanat koleksiyoneri Gertrude Vanderbilt Whitney tarafından kurulan bu müze, başlangıcından itibaren cesur bir misyonla yola çıktı — yaşayan Amerikan sanatçılarını desteklemek ve onların eserlerini dünyaya tanıtmak. Bugün Meatpacking District'teki Renzo Piano imzalı çarpıcı binasında, 26.000'den fazla esere ev sahipliği yapıyor. Edward Hopper'ın melankolik şehir manzaralarından Andy Warhol'un pop ikonlarına, Jean-Michel Basquiat'ın isyankâr tuvallerinden Kara Walker'ın güçlü silüetlerine kadar 20. ve 21. yüzyıl Amerikan sanatının en kapsamlı koleksiyonunu barındırıyor. Yılda yaklaşık 700.000 ziyaretçi ağırlayan Whitney, özellikle iki yılda bir düzenlenen Whitney Biennial ile çağdaş sanat dünyasının barometresı olarak kabul ediliyor. Hudson Nehri'ne bakan geniş terasları, endüstriyel şıklığı ve sürekli değişen sergileriyle Whitney, klasik bir müzeden çok yaşayan bir sanat laboratuvarı. Burada sanatla aranızdaki mesafe sıfıra iner; eserler sizinle konuşur, sizi rahatsız eder, düşündürür ve ilham verir. New York'a gelip de Whitney'i görmemek, şehrin ruhunu kaçırmak demektir.